Konagin zorlanan Kündekari kapisi, simsekle parcalanacak gibiydi ki bir ses yankilandi. Adeta Israfilin surundan kopan bir nidaydi bu, kiyametin gazap seslerini tasiyan türden bir cagri. Önce bir zelzeleye yordu kalabalik bu sesi, ardindan kudretli bir gök gürlemesine. Ama hayir, bu ses hepsinden daha kudretli, zamanin derinlerinden kopup gelen bir yankiydi.
Mardin. Kim bilir kac medeniyetin izini tasir, kacinin adi bilinir, kaci unutulmustur Sümer, Akad, Mitani, Hitit, Asur, Babil, Pers, Makedon, Roma, Bizans, Arap, Selcuklu, Artuklu, Osmanli... Konagin en tepesindeki avluda, tavandan yere zincirlerle sarkitilmis, celikten dövülmüs devasa zirha vurulan tokmagin sesi sehrin kadim hafizasini uyandirmisti.
Bu gong, iki yüz yildir suskun olan, eskiden sadece savasin ölümcül tehlikesinde yankilanan o metalik ciglik, simdi savasi durdurmak icin caliniyordu. Ve bu cagriyi yapan el, Leyla Hatunun eliydi. Kadim konagin hürmetiyle titreyen halkin tanidigi bu kudretli el, en güclü erkeklerin bile zorlukla tasidigi o devasa tunc tokmagi yerden kaldirip celik zirha bes kez vurdu.
Her vurus, bir öncekinden daha yankili, daha dehsetliydi.
Ilk vurusta atlar ürküp cifteler savurdu.
Ikinci vurusta kalabaligin ellerindeki silahlar yere düstü.
Ücüncü vurusta insanlar kulaklarini elleriyle kapatip haykirdilar.
Dördüncü vurusta dizlerinin üzerine cöktüler.
Besinci vurusta ise panik icinde birbirlerini cigneyerek dagildilar,
Ve Leyla Hatun, bir kez daha tokmagi kaldirdi, bu kez sesi konagin derin avlularindan sehre dagilan yankilarin arasina bir kelam birakmak icindi.
Ey azgin kalabalik Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey esi, ne bu sehrin ve de sizin haniminiz olarak degil, birana olarak sesleniyorum. Kocasi ölene dul, anasi ölene yetim, babasi ölene öksüz denmistir. Ancak kelami kibarda; Oglu, gelini, torunu katledilmis bir anaya verilmis bir isim yoktur Bugün baska bir annenin daha yüregi daglanmayacaktir. Zira Hudayi Dilovan, Bize bir insani öldürmek, bütün insanligi öldürmek gibidir, diye emreder.